Ay Işığında izler bırakan Gökbilimcinin Salyangozu çıktı

Ölümsüzlüğe varmanın yolunun, sözcüklere benzeri olmayan anlamlar yüklemekten geçtiğini kanıtlayan Ayşe Dündar, on iki öyküden oluşan kitabında, ironik göndermelerle

Ölümsüzlüğe varmanın yolunun, sözcüklere benzeri olmayan anlamlar yüklemekten geçtiğini kanıtlayan Ayşe Dündar, on iki öyküden oluşan kitabında, ironik göndermelerle okuyucunun aklını başından alıyor. Adını içindeki öykülerden birinin kahramanından alan kitapta, yazara 2019 yılı “Fakir Baykurt Öykü Yarışması”nda birincilik getiren “Macar Çocuktan Mektup” öyküsü de yer alıyor.

Tanıdığımız pek çok insanın yanında, sıradan insanların sıra dışı hayatlarını anlatan ve ilk olarak, eczanesinde insanlara yardım eden, onlara şifa verme duygusu içinde yaptığı işini çok seven Dündar, öykülerindeki güzel sözcüklerin de şifa verdiğini anlatıyor.

Usta Şair Akgün Akova’nın kitabın arka kapağında dediği gibi; “Bizi bir evren temizlikçisiyle tanıştırırken; bir köpekle sıfırı yan yana getirirken, Erciyes Dağı’nın üzerinde bulutlardan bir La Sagrada Família uçururken; bir Macar çocuğun, oğlu Memed’e yazdığı mektubu gizlice Nazım Hikmet’in cebine koyarken; gökbilimci Kepler ile ay ışığında parlayan izler bırakan bir salyangozu bir bahçede buluştururken öyküler değil, sözcüklerden anıtlar yaratıyor sanki. Öylesine titiz yontuyor ki anlamları ve öylesine ironik göndermelerle aklımızı başımızdan alıyor ki, size bir kitap değil, bir ustalık belgesi uzatıldığını anlıyorsunuz okurken.”

Kalemini kullanarak bir değirmenden tam on iki rüzgâr çıkarmayı başaran eczacı yazar Ayşe Dündar, rüzgarların yaralarını sayfalarla saran bir gökyüzü hemşiresi gibi. Okuyucular ise bu kitapta gerçeküstü hikayeleri gerçekmiş gibi kabullenip, gerçeğin ise çılgınlıklar yapmasına göz yumacakları bir yolculuğa çıkacaklar.

Ayşe Dündar Hakkında

Samsun’da doğdu. İstanbul’da büyüdü. Önce düş kurmayı, ardından okumayı öğrendi. Elinde diplomasıyla Eczacılık Fakültesi’nin kapısından çıktığı anda, başarıyı sevdiği işi yaparak aramaya karar vermişti. Eczane açtı, insanlara yardım etme, onlara şifa verme duygusu içinde yaptığı işini çok sevdi. Bu arada müzik, heykel, resim ve fotoğraf peşinde koştu durdu. Yoruldu yorulacakken asıl aradığının, yaşamın sadeliğinde gizlenen olağanüstü durumları keşfetmek olduğunu fark etti. Reçete okumaktan yorulan gözlerini, kitap okuyarak dinlendirdi çoğu zaman. Yaşar Kemal’in Anadolu efsanelerine, Márquez’in günlük yaşamdan çekip çıkardığı büyüleyici karakterlere, Virginia Woolf’un anlatım diliyle bütünleşen cesaretine hayran kalmaktan alamadı kendini. Sonunda yazmaya başladı, laboratuvarda ilaç hazırlarken harfleri de kattı aralarına; yeni ilaçlar, yeni sözcük dizileri oluşturdu. Yeni anlamlar yarattı. Dediğine göre daha hızlı iyileşti bunları kullanan insanlar. Şimdi yalnız eczanesinde değil, her yerde, yazdığı öykülerle güzel sözcüklerin de şifa verdiğini anlatıyor herkese

Hibya Haber Ajansı

305
Okunma