Hollywood yıldızının babası Gelibolu'da yatıyor

Ayrı Masalar (Separate Tables) filminde canlandırdığı gözden düşmüş yaşlı İngiliz subayı rolüyle 1959 yılındaki Oscar'da ''En iyi erkek oyuncu'' ödülünü alan Hollywood yıldızı David Niven'in babası Teğmen William Edward Graham Niven ebedi istiratgahı olan Gelibolu Yarımadası'nda yatıyor.

MEHMET BAYER - 15.09.2021 - HİBYA - Ayrı Masalar (Separate Tables) filminde canlandırdığı gözden düşmüş yaşlı İngiliz subayı rolüyle 1959 yılındaki Oscar'da ''En iyi erkek oyuncu'' ödülünü alan Hollywood yıldızı David Niven'in babası Teğmen William Edward Graham Niven ebedi istiratgahı olan Gelibolu Yarımadası'nda yatıyor.

Oyucunun babası William Edward Graham Niven, 24 Haziran 1877 İngiltere'de doğdu. 1. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İngiliz ordusunda yer alan Graham Niven, Gelibolu seferine Berkshire Yeomanry Alayı ile katıldı.

Avustralya Hafif Süvari Birliği'nin İngiliz versiyonu olan Berkshire Yeomanry Alayı'nın askerleri, Gelibolu Yarımadası'nda atları olmadan savaştı. Bu savaşta yer alan ve Tuz Gölü önünde bulunan Türk hatlarına ağır bombardıman altında ilerlemesi emredilen Berkshire Yeomanry Birliği ile savaşan Graham Niven, 21 Ağustos 1915 günü Yusufçuk Tepe'de öldürüldü. Yeomanry'ler 3 kilometrelik ilerlemede 1200 adam kaybetti. Ayrıca bombardıman sırasında bölgedeki çalılıklar alev aldı, ölen askerler alevlerin içinde yok oldu.

Niven, Gelibolu Yarımadası'ndaki Green Hill Mezarlığı'na defnedildi.

Aktör David Niven ise 1971 yılında yayımlanan The Moon's a Balloon adlı kitabında babasına ilişkin şunları yazdı:

''Benim bir üvey babam vardı, çünkü öz babam Berkshire Yeomanry birliğindeki silah arkadaşlarının %90’ı gibi büyük bir cakayla Anafartalar’a çıkmıştı. Ama ne yazık ki Türklere onları karşılamaları için yeterli zaman tanınmıştı. Berkshire Yeomanry birliği bunaltıcı sıcak içinde günlerce gemide bekletilirken, Londra’daki yüksek komutanlık onları sahile çıkarmanın en iyi yolunun ne olduğunu tartışıyorlardı. Nihayet çok parlak bir karara vardılar ve askerler bu karara uyarak geminin filikalarıyla karaya çıkmaya başladı. Sahile geldiklerinde tüfeklerini başlarının üzerinde tutup karanlıkta sevinçle bel hizasındaki suyun içine atladılar. Ama deniz yüzeyinin altındaki dikenli tellerle bu telleri koruyan makineli tüfekler onlara perişan edici bir karşılama yapmıştı. 

Güvercinlerin sesler çıkardığı ılık bir yaz gecesi, kız kardeşim Grizel ve ben eski bir ağaç kütüğünün üzerinde oturmuş, sigara kartları değiş tokuşu yapıyorduk. Derken gözleri kızarmış bir hizmetçi geldi ve annemizin bizi görmek istediğini söyledi. Bir Fransız olan ve 'kayıp' kelimesinin ne anlama geldiğini bize izahta zorlanan annemiz ile biraz da kopuk kopuk devam eden görüşme sonunda kız kardeşimle sigara kartları değiş tokuşuna geri döndük.

Maalesef babamın ölümü o sırada benim için ya hiç, ya da çok az anlam taşıyordu, ama daha sonraları anlamı benim için büyük oldu. Henüz 5 yaşındaydım ve babamı akşam yemeğine gelen ya da tilki avına çıkacak misafirlere göstermek için aşağı kata indirilmek dışında çok fazla görmemiştim. Kimin ne olduğunu iyi bilirdim, çünkü yemeğe gelenler sabun ve parfüm, tilki avına çıkacak olanlar ise ter ve alkol kokarlardı.''

Hibya Haber Ajansı

Okunma