Oratoryo ve dansın aradığı İnsan Yunus Emre

Bizi anlatıyor bu öykü, karanlığın ve aydınlığın öyküsü bu. Varoluşun ve yok oluşun öyküsü!’’ İstanbul Devlet Opera ve Balesi sezona YUNUS EMRE ile devam ediyor. A.Adnan

Bizi anlatıyor bu öykü, karanlığın ve aydınlığın öyküsü bu. Varoluşun ve yok oluşun öyküsü!’’

İstanbul Devlet Opera ve Balesi sezona YUNUS EMRE ile devam ediyor.

A.Adnan Saygun’ un görkemli eseri Yunus Emre Oratoryosu, Uğur Seyrek’ in koreografi ve rejisi ile ‘’İnsan’’ ı arıyor. Geçtiğimiz sanat sezonunda prömiyerini yapan eser, 10. Uluslararası İstanbul Opera Festivali’nde de yer alarak sanatseverlere yaşamı ve ölümü sorgulattı. Eser 29,31 Ocak, 1,4,5,7 Şubat tarihlerinde Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi ve 9 Şubat tarihindeZorlu PSM- Turkcell Sahnesi’nde izleyenlerle buluşacak.

A.Adnan SAYGUN, 13. yüzyılda yaşayan ünlü halk ozanı ve düşünürü Yunus Emre’ nin yazdığı şiirlerden bazılarını kullanarak 4,5 ayda bestelediği ve 1943 yılında tamamladığı oratoryoyu ‘’en büyük sanat tecrübesi’’ olarak nitelendirmiş, eser ilk kez 25 Mayıs 1946 yılında Ankara’ da seslendirilmiştir. Bir Türk besteci tarafından bestelenmiş ilk oratoryo olan Yunus Emre Oratoryosu, kısa sürede SAYGUN’u uluslararası düzeye taşımıştır. Paris (1947), New York (1958), Budapeşte, Viyana, Bremen, Berlin, Moskova, Vatikan ve 55 yıl aradan sonra New York ve Washington’da (2012) dünya sahnesine çıkmıştır.

‘’İnsan’’ metnini Uğur Seyrek ve Işık Noyan’ ın yazdığı eserde sanatseverler, sahnede hem İstanbul Devlet Opera ve Balesi dansçılarını, hem de opera solistleri ve korosunu birlikte izleyecekler.

Sislerle kaplı, sessiz bir mezarlıkta, alacakaranlık içinde dolaşan İNSAN göçüp gidenlerin ardından hüzünle yaşamı, ölümü ve kendini sorgulamaktadır. Geçmişin, geçmişte yitirilenlerin acısını dile getiren bir ağıt duyulur. Yerine getirilmemiş sözler, gerçekleşmemiş hayaller, içine sevgi ve anlam katılmamış hayatlar yüzünden duyulan pişmanlıklar gözyaşı olup akar. Kader diye körü körüne kabullenip değiştirmeyi göze alamadığımız, bu yüzden sürekli tekrarladığımız yanlışlar, geçmişten geleceğe tüm insanlığın teslim olduğu zaaflar bir kez daha yüzümüze çarpar. Kendi küçük dertlerimizi gözümüzde büyütüp yalnızca kendi çıkarlarımızı düşünerek bencilce sürdürdüğümüz yaşamın değerli özüne inemediğimiz için günlerimizi boşa geçirmiş ve yaklaşmakta olan ölümün adım seslerini duymazdan gelmişizdir. Bu noktada isyan etsek de artık çok geçtir. Gene de son bir umutla yeni arayışlara girmek ve geçmişte yarım kalmış masum çocukluk hayallerimizi yeni baştan canlandırmak isteriz. Oysa zaman hızla akıp geçmiş, ömür takvimi incelmiştir. Yanlışlarımızdan dönüp doğru yolu bulmak, aşkla, kardeşlikle, gönülden dostla, barışla yaşamak, böylece karanlıktan aydınlığa çıkmak gerektiğini, ancak böyle yaşarsak iyi insan olacağımızı anladığımız anda ölüm kapımıza dayanmıştır.


Hibya Haber Ajansı

654
Okunma